Bir delikanlı hayat görüşüne bir müddet sarılabilir. Fakat zaman geçtikçe, büyüdükçe, bu hayat görüşünü kavramsal bilgi ve bilinçli davranışlar/inanışlar haline dönüştürmek zorundadır, aksi takdirde başı büyük dertte olacağı kesindir. Bir hayat görüşü açık bilginin herhangi bir şekilde alternatifi olamaz. Kişinin tanımlayamadığı falan sadece açık şekilde algıladığı değerler, kişinin kendi kontrolü altında değildir. Kişi, değerlerin neye bağlı olduklarını veya ihtiyaç duyduklarını, onları kazanmak veya muhafaza etmek için ne tip bir hareket tarzının gerektiğini söyleyemez. Kişi onları kaybedebilir veya onlara bilmeden ihanet edebilir. Bu, hayatımın en trajik sıkıntısı olabilir. Bugün bu yazıyı yazarken bile, derin çelişkilerle hırpalanan bir uyur gezer gibiyim adeta.
Gerçek can yakar ve gerçekçi olmayı da bilmek gerekiyor. Yapabileceğim en iyi şeyin, sağduyumu yani çocuk tarzı gerçekçiliğimi kullanmak olduğunu bazen düşünmeden edemiyorum. Tek korumam bu gibi duruyor. Fakat tecrübe edilmemiş bir olayda, sağduyu asla yeterli desteği sağlayamamaktadır: Sağduyu basit, somut bağlantılar yapabilir; fakat karmaşık konular arasında köprü kuramaz, onları entegre edemez, biçimlendiremez. Böylece içinden çıkılması inanılmaz zor bir labirentin içinde yapabileceğiniz tek şeyi yapıp, akışına göre kör koşuşu yaparsınız.
Herşeyi kabul etmek, veya kontrolü bırakmak “kendini feda etme isteğine” karşı koymak bazen oldukça güç oluyor.
—
İnsani ilişkilerde sorunların hep birbirinin gözünün içine bakarak, rasyonel bir şekilde konuşarak çözülebileğine inanan aptallardan biri olmak konusunda ısrarım sürüyor. Ancak tabi ki insanlık bu konuda benle aynı fikirde değil, ve bir müddet sonra anlıyorsunuz ki, tartışmak bile mantıksız olmuştur. Aslında denilmesi gereken şey bence şu:
“Ben kötülüğün varlığına inanıyorum ama kötülük var olduğuna inanmıyor.”
Bu durum da aslında “kötülük” kavramını nasıl kullanmak istediğimizle ilgili bir sorunu beraberinde getiriyor: İnsanlar kötülüğü bir “güç” halinde kullanmayı, bir marifet olarak bellemiş durumdalar.Ben ise sadece varlığına inanarak ondan uzak durmayı tercih ediyorum.
Ben kötülüğün veya kötülük yapmanın bir gücü olduğuna inanmıyorum ve tabiatını anlamayı reddediyorum. Bunun kötü tarafı tamamiyle savunmalarımı devre dışı bırakabilecek bir görüşü kabul etmem oluyor.
Fikrimi değiştiriyorum yavaş yavaş. Nereye gidiyorum bende bilmiyorum ancak, ne kendimi feda etme isteğimde samimiyim, ne de kötülüğü bir güç olarak kullanma konusunda.
Etrafıma bakıyorum ve gülüyorum. Herkes çok mutlu gözüküyor. Hah, ha ha ha…